Eskiden siyaset bir dava işiydi; bir duruşun, bir fikrin ve en önemlisi bir sözün adıydı. Şimdilerde ise bakıyoruz ki belediye başkanlığı koltuğu, adeta bir "transfer borsasına" dönüşmüş durumda. Üstelik bu transferler ne ilkesel bir ayrılığa dayanıyor ne de memleket sevdasından besleniyor. Bu aralar moda belli: Parti değiştirmek.
Halkın iradesiyle, falan partinin logosu altında seçimi kazananlar, rüzgâr biraz tersinden esince ya da kendi menfaatleri tehlikeye girince hop diye başka bir limana yanaşıyorlar. Peki, sormazlar mı adama; sen o koltuğa kendi adınla mı oturdun, yoksa sana inanan binlerce seçmenin omuzlarında mı?
Bir partiden seçilip, görev süresi bitmeden ya da seçim sath-ı mailine girildiğinde "Ben artık buralı değilim" demek, sadece bir siyasi tercih değildir. Bu, kendisine oy veren vatandaşa açıkça; "Senin iraden benim menfaatimin altında ezilmeye mahkûmdur" demektir. Seçmeni hiçe sayan bu tavır, demokrasinin altını oyan en büyük dinamitlerden biridir.
Gelelim en trajikomik kısma... Bugün kapısını çarptığı partiyi kötüleyen, "hizmet edemiyordum" bahanesine sığınan bu isimler, yarın bir başka partinin çatısı altında yine o halkın karşısına çıkacaklar. Hiç sıkılmadan, yüzleri kızarmadan yine oy isteyecekler.
Siyaset, ilkesiz ellerde bir hizmet aracı değil, bir geçim kapısı haline geldiğinde; halk, seçmen olmaktan çıkıp sadece birer rakama dönüşür.
Bu "gıcık" durum, siyasi ahlakın geldiği son noktayı özetliyor:
Dün: "Bu dava için canımı feda ederim."
Bugün: "Yeni partimle yeni ufuklara!"
Yarın: Hiçbir şey olmamış gibi aynı kürsüde nutuklar.
Belediye başkanlığı makamı, birilerinin kişisel kariyer basamağı ya da ego tatmin alanı değildir. Vatandaş sandığa giderken sadece bir isme değil, bir anlayışa, bir söze ve bir programa yetki verir. Bu yetkiyi alıp pazarlık masasına sürenler bilmelidir ki; halk unutmaz, halk not eder.
Siyasetin bu "yüzsüz" modası artık son bulmalı. Zira ortada satılık bir halk yok; ancak kendi itibarını satışa çıkarmış, koltuk sevdalısı siyasetçiler var. Bakalım bir dahaki seçimde, o kapısını çaldığınız halk size "hoş geldin" mi diyecek, yoksa sandıkta hak ettiğiniz cevabı mı verecek?
Ne dersiniz, bu siyasi transfer oyunları sizce halkın ferasetinden döner mi?
Platon tam binlerce yıl önce ne güzel söylemiş <<Büyük gemiye küçük yelken yakışmaz, çünkü onu yürütemez. Küçük insana büyük giyecek yakışmaz, çünkü onu taşıyamaz.>>
Celil Kocataş
kocatascelil@gmail.com
Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var?
-

Milletvekili Mustafa Alkayış: ‘İstişare, hizmetimize güç katıyor’
-

Adıyaman’da hafızlık kursu ve cami için açılış programı düzenlenecek
-

Kahta Kitap Günleri sona erdi: 40 bin kitap satıldı, basın mensuplarına plaket verildi
-

Vali Abdullah Küçük: ‘Muhtarlarımız yerel yönetim anlayışımızın temel yapı taşlarındandır’
-

Psikolog Gürsoy, unutamadığı seansı anlattı: ‘İnsana yardımcı olmak için mutlaka konuşmak gerekmiyor’
-

Adıyaman’da silahlı kavgaya özel harekat müdahalesi: 5 yaralı, çok sayıda gözaltı - Videolu Haber
-

Başkan Taş’tan istifalara yanıt: Amacımız hizmet, iş takibi değil
-

İYİ Parti GİK Üyesi İsmail Yücel Adıyaman’da konuştu: ‘Bina yapmakla şehir kurulmaz’ - Videolu Haber
-

Adıyaman Valiliğinden Millet Bahçesi’ndeki yapı ve Bilim Merkezi açıklaması
-

Bünyamin Balcı’dan Aliyev’e başörtüsü tepkisi: Eğitim hakkı engellenmemeli
-

Adıyaman’ın vergi rekortmenleri açıklandı: Yaşar Gül ve MD İnşaat ilk sırada
-

Kahta tarihinde dikkat çeken iddia: Ertuğrul Gazi soyundan bir şehzade burada mı rehin tutuldu?
-

BELEDİYE OTOBÜSLERİ, ÖZEL HALK OTOBÜSÜ VE MİNİBÜSLERLE AYNI TARİFEDE OLMAMALI
-

Alitaşı Mahallesi’nde altyapı isyanı: ‘2026’dayız, hala foseptik çukurlarıyla yaşıyoruz’ - Videolu Haber
-

Başkan Çetinkaya, Tesislerimizi kapatalım mı




















