Yıllarca bu ülkenin çarklarını döndürdüler, alın teri döktüler, sigorta primlerini kuruşu kuruşuna yatırdılar. Bugün ise "sosyal devlet" şemsiyesi altında huzurlu bir bahar beklerken, kendilerini büyük bir "kayıt dışı" hayatın içinde buldular.
Evet, yanlış okumadınız. Emeklilerimiz artık sadece maaşlarıyla değil, hayatın kendisinden koparılarak kayıt dışına itiliyor.
Açlık sınırı 35.759 TL iken 23.500 TL’ye mahkûm edilen bir emekli için mesele sadece "ay sonunu getirmek" değildir. Mesele, toplumsal yaşamın dışına itilmektir. Etiketlerden korktuğu için pazara gidemeyen, sosyal aktiviteyi "lüks" gördüğü için evine kapanan, torununa harçlık veremediği için bayramları unutan bir nesil, sistemin görünmez duvarları arkasına hapsediliyor.
İşte bu, sessiz bir "sosyal kayıt dışılık"tır. İstatistiklerde varlar, oy pusulalarında varlar, ancak yaşam kalitesi söz konusu olduğunda sistemin "yok" saydığı bir topluluğa dönüşüyorlar.
Bir emeklinin artık tiyatroya, sinemaya, hatta bir çay bahçesinde dostlarıyla sohbet etmeye bütçe ayıramaması;
Sağlık harcamalarıyla maaşını eczanelere bırakıp, kendi ihtiyaçlarından vazgeçmesi;
"Gelecek ay ne yapacağım?" kaygısının, insanın ruhuna çöken bir ağırlığa dönüşmesi;
Bunların hiçbiri birer "tercih" değildir. Bu, sistemin dayattığı, emekliyi "ev hapsine" mahkûm eden bir ekonomik izolasyondur. Emekli, evinde sessizce beklerken aslında yavaş yavaş toplumsal yaşamdan silinmektedir.
Oysa bir ülkenin büyüklüğü, gökdelenleriyle ya da yapılan yollarla değil; ömrünü çalışarak geçirmiş insanlarına gösterdiği vefayla ölçülür. Emekliyi açlık sınırının altında yaşamaya, yani "kayıt dışı bir hayatı" yaşamaya mecbur eden bir düzen, sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmaz. Emekli, sadaka değil; yıllarca ödediği primlerin karşılığını, yani onurlu bir yaşam hakkını istiyor.
Bugün emekliye reva görülen bu "kayıt dışı yaşam", yarın herkesin kapısını çalacak. Çünkü emeklilik bir ayrıcalık değil, çalışan herkesin er ya da geç ulaşacağı ortak gelecektir.
Emekliyi kayıt altına, yani "insanca yaşanabilir bir hayatın" içine dahil etmek; bir lütuf değil, toplumsal bir zorunluluktur.
Sonuç olarak "İnsan karnı doyduğunda düşünmeye, sorgulamaya başlar. Dolayısıyla, mevcut ekonomik düzenin emekliyi ve çalışanı açlığa terk etmesi, aslında toplumun idrak yetisini baskı altında tutma çabasından başka bir şey değildir."
Emekliler: İstatistiklerde "Var", Hayatta "Kayıt Dışı"
-

Milletvekili Özhan'dan ‘NATO Zirvesi’ değerlendirmesi: ‘Türkiye etkin rol üstleniyor’
-

Adıyaman’da üreticilere ‘Bitki Koruma Ürünleri Uygulama Belgesi’ uyarısı
-

Adıyaman’da hayvancılığa güç katan destek
-

Adıyaman İl Özel İdaresi’nden Mahmut El-Ensari Türbesi'nde inceleme
-

Prof. Dr. Şirik: ‘Adıyaman’da kanser hastaları için ışın tedavisi dönemi başlıyor’
-

ADIYAMANLI ŞAİR JÜRİ ÖZEL ÖDÜLÜNE LAYIK GÖRÜLDÜ
-

Depremzede Esnaftan Bakan Kurum’a İki Önemli Talep
-

Eğitimci Yılmaz: ‘Türkiye hızla yaşlanıyor Adıyamanlı gençleri 2034’e hazırlamalıyız’
-

Başkan Asnuk'tan ‘sosyal konut ödeme koşulları’na tepki: ‘Dar gelirliye umut diye borç mu sunuyorsunuz?’
-

Çelikhan’da ilk kez yamaç paraşütü uçuşları gerçekleştirildi
-

Besni’de feci çarpışma: 1 ölü, 1 yaralı - Videolu Haber
-

ADIYAMANLI ŞAİR JÜRİ ÖZEL ÖDÜLÜNE LAYIK GÖRÜLDÜ
-

Adıyaman İl Emniyet Müdürlüğü'nden Şehit Uzman Çavuş Abdurrahman Hilal için taziye mesajı
-

SAMSAT BELEDİYE BAŞKANI İKİ ARACI ŞAHSİ BÜTÇESİ İLE ALARAK BELEDİYEYE HİBE ETTİ.
-

Adıyaman MHP’de yeni dönem...


















