Adıyaman Medya Haber Sitesi
HV
29 EKİM Perşembe 21:41

Körler memleketinden Cumhuriyet'e: Adıyaman'da 5 bin 685 kişiden 5 bin 446'sı trahom hastasıydı

ADIYAMAN (PERRE) - (Şeriban ÖZÇAKMAK) - Cumhuriyet'in ilk yıllarında Adıyaman'da yapılan sağlık taramalarında, 1925 yılında muayene edilen 5 bin 685 kişiden 5 bin 446'sında, 1926 yılında ise kent merkezindeki altı mahallede muayene edilen 4 bin 241 kişiden 4 bin 17'sinde trahom tespit edildi. Körlüğe yol açabilen hastalığın en ağır yaşandığı yerleşimlerden biri olan Adıyaman'da Cumhuriyet yönetimi, 1925 yılında 20 yataklı trahom hastanesi ve poliklinik kurarak salgınla mücadele başlattı. Cumhuriyet'in 103. yılında Adıyaman'ın sağlık tarihinden Türkiye'nin eğitim, ekonomi, hukuk ve toplumsal yaşamına uzanan veriler, 1923'te devralınan ülkenin koşullarını ve Cumhuriyet döneminde gerçekleştirilen dönüşümü ortaya koyuyor.

GÜNCEL
Giriş Tarihi : 29-10-2026 16:08
Körler memleketinden Cumhuriyet'e: Adıyaman'da 5 bin 685 kişiden 5 bin 446'sı trahom hastasıydı

ADIYAMAN'DA HASTALAR KÖPRÜ ALTINDA ŞİFA ARIYORDU

Cumhuriyet'in ilk yıllarında Adıyaman, trahom hastalığının en ağır yaşandığı yerleşimlerden biriydi. Hastalığın yol açtığı görme kayıpları nedeniyle Adıyaman ve Malatya çevresi, dönemin anlatılarında 'Körler memleketi' olarak anılıyordu. Sağlık hizmetlerinin yetersizliği, tedaviye ulaşamayan insanları geleneksel inanışlarla şifa aramaya yöneltiyordu.

Adıyaman'da kuşaktan kuşağa aktarılan anlatılara göre bugünkü Filistin Caddesi üzerinde, eski Emniyet Müdürlüğü yakınlarında, Karadağ'dan gelen suların şehrin güneyine aktığı bir arık ve üzerinde taşla topraktan yapılmış küçük bir köprü bulunuyordu. İnsanlar ve yük hayvanları bu geçidi kullanırken trahom hastaları da köprünün altından geçtiklerinde iyileşeceklerine inanıyordu. Yalnızca kent merkezinden değil, çevre yerleşimlerden de gelen hastaların köprüde şifa aradığı anlatılıyor.

Doktor, ilaç ve hastane imkanlarının son derece sınırlı olduğu bölgede gözlerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalan insanlar, tedaviye ulaşamadıkları için farklı yöntemlere başvuruyordu.

1925'TE MUAYENE EDİLEN 5 BİN 685 KİŞİDEN 5 BİN 446'SINDA TRAHOM TESPİT EDİLDİ

Trahom, bakterilerin neden olduğu, özellikle hijyen koşullarının yetersiz olduğu ve temiz suya erişimin sınırlı bulunduğu bölgelerde yayılabilen bulaşıcı bir göz hastalığı olarak biliniyor. Tekrarlayan enfeksiyonlar, göz kapaklarında ve korneada kalıcı hasara yol açarak körlüğe neden olabiliyor.

Cumhuriyet'in ilk yıllarında Anadolu'nun önemli halk sağlığı sorunlarından biri olan trahom, Adıyaman ve çevresinde yaygın olarak görülüyordu.

1925 yılında Adıyaman'da muayene edilen 5 bin 685 kişinin 5 bin 446'sında trahom tespit edildi. Muayene edilenler arasındaki hastalık oranı yüzde 95,8'e ulaştı. 1926 yılında Adıyaman merkezindeki altı mahallede gerçekleştirilen taramalarda ise 4 bin 241 kişiden 4 bin 17'sinin trahom hastası olduğu belirlendi.

CUMHURİYET'İN TRAHOMLA MÜCADELESİ ADIYAMAN'DAN BAŞLADI

Cumhuriyet yönetimi, trahomla sistemli mücadele çalışmalarını 1925 yılında Adıyaman ve Malatya'dan başlattı. O tarihte Malatya'ya bağlı bir kaza olan Adıyaman'da 20 yataklı trahom hastanesi ve poliklinik kuruldu. Dr. Kaşif Ömer Bey'in görevlendirilmesiyle bölgede sağlık taramaları ve tedavi çalışmaları yürütülmeye başlandı.

Sağlık ekipleri mahalleleri ve köyleri dolaşarak hastaları belirledi, tedavi hizmetleri sundu ve hastalığın yayılmasını önlemeye yönelik çalışmalar gerçekleştirdi. Trahomla mücadele, hastaneye başvuranların tedavisinin yanı sıra hastaların yaşadıkları yerlerde tespit edilmesini kapsayan bir halk sağlığı çalışmasına dönüştü.

Adıyaman'da başlatılan mücadele, ilerleyen yıllarda Türkiye'nin farklı bölgelerinde açılan trahom hastaneleri, dispanserler ve gezici sağlık ekipleriyle genişletildi. Uzun yıllar devam eden çalışmalar sonucunda hastalığın yaygınlığında önemli azalma sağlandı.

CUMHURİYET KURULDUĞUNDA TÜRKİYE'NİN NÜFUSU 13 MİLYONDU

Adıyaman'daki trahom salgını, Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu sağlık sorunlarının bir parçasıydı. Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı'nın ardından ülke, ağır insan kayıpları, yoksulluk, üretim yetersizliği ve altyapı sorunlarıyla karşı karşıyaydı.

1927 yılında gerçekleştirilen ilk genel nüfus sayımına göre Türkiye'nin nüfusu 13 milyon 648 bin 270 kişiydi. Nüfusun büyük çoğunluğu köylerde yaşıyor, tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlıyordu.

Savaşların ardından yetişmiş insan gücü ve ekonomik kaynaklar son derece sınırlıydı. Sağlık hizmetleri özellikle kırsal yerleşimlerde yetersiz kalırken bulaşıcı hastalıklar toplumun geniş kesimlerini etkiliyordu.

TÜRKİYE'DE 554 DOKTOR VE 69 ECZACI BULUNUYORDU

Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında Türkiye'de 554 doktor, 69 eczacı, 136 ebe ve 560 sağlık memuru bulunuyordu. Ülkedeki 86 yataklı sağlık kuruluşunun toplam yatak kapasitesi 6 bin 437'ydi.

Sıtma, verem, frengi, tifüs, tifo ve trahom gibi hastalıklar yaygın sağlık sorunları arasında bulunuyordu. Özellikle köylerde yaşayan vatandaşlar için hastaneye ulaşmak, doktor bulmak ve ilaç temin etmek ciddi güçlükler içeriyordu.

Cumhuriyet yönetimi, bulaşıcı hastalıklarla mücadeleyi ve sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılmasını öncelikli kamu politikaları arasına aldı. Yeni hastaneler ve dispanserler açılması, sağlık personeli yetiştirilmesi, koruyucu sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi ve hastalık taramalarının yaygınlaştırılması amacıyla çalışmalar başlatıldı.

13 MİLYONLUK TÜRKİYE'DE YALNIZCA 23 GENEL LİSE VARDI

Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında eğitim alanında da benzer bir tablo bulunuyordu. 1923-1924 öğretim yılında Türkiye'de 4 bin 894 ilkokul, 72 genel ortaokul ve 23 genel lise faaliyet gösteriyordu. Bu liselerde toplam bin 241 öğrenci öğrenim görürken öğrencilerin 311'ini kız çocukları oluşturuyordu.

1927 nüfus sayımına göre yedi yaş ve üzerindeki nüfusun yalnızca yüzde 10,6'sı okuma yazma biliyordu. Erkeklerde okuryazarlık oranı yüzde 17,4, kadınlarda ise yüzde 4,6 düzeyindeydi. Her 100 kişiden yaklaşık 89'u okuma yazma bilmiyordu.

Cumhuriyet yönetimi, 1924 yılında kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim kurumlarını ortak bir sisteme bağladı. 1928 yılında gerçekleştirilen Harf Devrimi'nin ardından Millet Mektepleri açılarak yetişkin nüfusun okuryazarlığını artırmaya yönelik çalışmalar yürütüldü.

KADINLARIN EĞİTİM VE SİYASAL HAKLARINDA YENİ DÖNEM

Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında kadınların eğitim, çalışma hayatı ve siyasal katılım imkanları sınırlıydı. Osmanlı'nın son döneminde kadınların eğitimine ve haklarına ilişkin reformlar gerçekleştirilmiş, kadın hareketleri ortaya çıkmış olsa da kadınlar erkeklerle eşit siyasal haklara sahip değildi.

Cumhuriyet döneminde 1926 yılında kabul edilen Türk Medeni Kanunu ile aile hukukunda kapsamlı değişiklikler yapıldı. Evlilik, boşanma ve aile ilişkilerine yönelik yeni düzenlemeler kadınların hukuki konumunu güçlendirdi.

Kadınlara 1930 yılında belediye seçimlerinde, 1933 yılında köy muhtarlığı ve ihtiyar heyeti seçimlerinde, 1934 yılında ise milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanındı.

Eğitim kurumlarının yaygınlaştırılması ve kız çocuklarının okullaşmasına yönelik çalışmalar da kadınların toplumsal yaşama katılımında önemli bir dönüşümün önünü açtı.

SANAYİ İŞLETMELERİNİN YÜZDE 72'SİNDE EN FAZLA ÜÇ KİŞİ ÇALIŞIYORDU

Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında Türkiye ekonomisinin temelini tarım oluşturuyordu. Sanayi üretimi sınırlı, sermaye birikimi yetersiz, modern üretim tesislerinin sayısı azdı.

1927 sanayi sayımında Türkiye'de 65 bin 245 işletme tespit edildi. Bu işletmelerin yaklaşık yüzde 72'sinde en fazla üç kişi çalışıyordu. Sanayi kuruluşlarının büyük bölümünün küçük ölçekli olması, ülkenin üretim kapasitesinin sınırlılığını ortaya koyuyordu.

Cumhuriyet yönetimi, sanayileşmeyi ekonomik kalkınmanın temel hedeflerinden biri olarak belirledi. Fabrikaların kurulması, yerli üretimin geliştirilmesi, ulaşım altyapısının güçlendirilmesi ve kamu yatırımlarının artırılması amacıyla yeni politikalar uygulandı.

1923 yılında yaklaşık 4 bin 112 kilometre demiryolu bulunan Türkiye'de hatların önemli bölümü yabancı şirketlerin işletmesindeydi. Cumhuriyet döneminde mevcut hatların devletleştirilmesi ve yeni demiryollarının inşası için yatırımlar gerçekleştirildi.

Elektrik üretiminin sınırlı olduğu ülkede sanayi ve yerleşim alanlarının elektrik altyapısının geliştirilmesi, karayollarının iyileştirilmesi ve ulaşım ağının genişletilmesi de kalkınma çalışmalarının önemli başlıkları arasında yer aldı.

EGEMENLİK HANEDANDAN MİLLETE GEÇTİ

29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'in ilan edilmesiyle Türkiye'de egemenliğin kaynağına ilişkin yeni bir anayasal düzen kuruldu. Saltanatın kaldırılmasının ardından millet egemenliğini esas alan Cumhuriyet yönetimiyle birlikte eğitim, hukuk, sağlık, ekonomi ve kamu yönetimi alanlarında kapsamlı düzenlemeler gerçekleştirildi.

Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet'in kurucu kadroları, savaşların ardından ağır ekonomik ve toplumsal sorunlarla karşı karşıya bulunan ülkede yeni devlet kurumlarını oluşturdu. Osmanlı'nın son döneminde başlayan modernleşme hareketlerinden devralınan eğitim, sağlık ve sanayi birikimi de bu süreçte değerlendirildi.

103 YIL SONRA ADIYAMAN'IN TRAHOMLA MÜCADELESİ

Cumhuriyet'in 103. yılında Adıyaman'ın sağlık tarihine ilişkin kayıtlar, bir asır önce kentte yaşanan salgını ve hastalıkla mücadele için yürütülen çalışmaları yeniden gündeme taşıyor.

1925 yılında muayene edilen 5 bin 685 kişiden 5 bin 446'sında trahom tespit edilen Adıyaman'da hastane ve poliklinik kurulması, doktor görevlendirilmesi ve mahallelerle köylerde sağlık taramalarının başlatılması, Cumhuriyet'in ilk dönemindeki halk sağlığı çalışmalarının önemli örnekleri arasında yer aldı.

Bir zamanlar trahomdan kurtulmak için köprü altlarında şifa arandığı anlatılan kentte bilimsel tedavi yöntemlerinin yaygınlaştırılması, hastalıklarla mücadelede sağlık hizmetlerine erişimin önemini ortaya koydu.

Türkiye'nin Cumhuriyet döneminde sağlık, eğitim, hukuk, sanayi ve altyapı alanlarında geçirdiği dönüşüm, kuruluş yıllarındaki koşullarla bugünkü imkanlar arasındaki değişimi yansıtırken yoksulluk, eğitimde fırsat eşitsizliği, sağlık hizmetlerine erişim, hukuk ve demokrasi alanlarında çözüm bekleyen sorunlar da varlığını sürdürüyor.

Adıyaman'da 1925 yılında başlatılan trahom mücadelesi, Cumhuriyet'in 103. yılında bilimsel sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve toplumun yaşam koşullarının iyileştirilmesi amacıyla yürütülen çalışmaların tarihsel örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.

Kaynak : PERRE

AdminAdmin

Yönetici

YORUMLAR